Hollandalı bilim adamları, son yaptıkları çalışmalar ile laboratuar koşullarında yenebilecek et üretmek yönünde çok önemli adımlar attılar. Canlı bir domuzdan aldıkları hücreleri, farklı hayvansal ürünlerle bir arada işleyen bilim adamları bu sayede canlı bir kas dokusu üretimini sağladılar. Üretilen yapay etin henüz tadına bakan olmadı ama bilim adamları yakın zamanda bu eti tamamen sağlıklı bir şekilde yenebilir hale getireceklerini umuyorlar.

Bu projenin ortaya çıkma nedeni ise yakın zamanda yapılan bir araştırmanın sonuçlarına dayanıyor. Araştırmaya göre 2050 yılında bugünkü hayvansal gıda tüketiminin tam iki katına çıkacağı tespit edilmişti. Bugünkü koşullarda hayvansal gıda üreten merkezlerin, tüm dünyadaki metan gazı salınımının %18′inden sorumlu olması et tüketimini sadece insanların değil, dünyanın da sağlığı açısından bir tehlike olduğu anlamına geliyor. Bilim adamları bu yöntem ile üretilecek olan etin son derece sağlıklı ve doğa dostu olacağını, özellikle de üçüncü dünya ülkeleri için ucuz, sağlıklı et tüketimini arttırmanın en pratik yolu haline geleceğini düşünüyorlar.
Kaynak:Chip.com.tr

Devamını okuyun
10
Haziran
2010

star yazarı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, yapılan çalışmalar sonucunda nar suyunun domuz gribi üzerinde etkili olduğunun ortaya çıktığını söyledi

• Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yeşilada, nar suyunun virüslerin yok edilmesinde önemli etkisi olduğu söyledi. Yeni yayınlanan bir çalışmada nar suyunun grip virüsü üzerinde öldürücü etkisinin tespit edildiğini belirten star gazetesi yazarı Prof. Yeşilada “Zenginleştirilmiş nar özütünün virüs öldürücü bir ilaç olan tamiflu ile birlikte uygulanması durumunda ilacın virüs üzerindeki etkisinin belirgin şekilde kuvvetlendiği gözlenmiş. Özellikle ‘domuz gribi’ gibi H1N1 tipi virüslere karşı alınan ilaçla birlikte nar suyu kullanılması daha yüksek etki sağlayabilir. Nar özütünün antibiyotiklere dirençli tehlikeli bakteriler üzerinde etkili olduğu gösterilmiş“ dedi. Yeşilada, nar suyunun virüs öldürücü ilaç ile birlikte uygulanmasının H1N1 üzerindeki öldürücü etkiyi kuvvetlendirdiğini belirtti.

BİTKİSEL DESTEĞE DİKKAT

Domuz gribine karşı önerilen bağışıklık güçlendirici bitkilerin kontrolsüz kullanılmaması uyarısında da bulunan Prof. Yeşilada “Kalitesi belirsiz ürünlerle bağışıklık sistemini destekleme çabaları tam tersi etki yaparak vücut direncinize zarar verebilir” diye konuştu.

Devamını okuyun
10
Haziran
2010

Her inekten sağlanan sütü ayda en az bir kez ölçerek kaydedin. Hangi ineklerin en yüksek verimi sağladığını bilmek için süt üretiminin ölçülmesi ve kaydedilmesi önemlidir. Hayvanları sürüden ayırmak veya kesime göndermek gerektiğinde ilk seçilecek hayvanlar en düşük verimliler olmalıdır. Süt üretimi bilinmeden hangi ineklerin en yüksek verimi sağladıklarına karar vermek olanaksızdır.

Döllenme ve sütten kesilme zamanlarını belirlemek için danaların doğum tarihini kaydedin. Danaların doğum tarihinin doğru biçimde kaydedilmesi, süt üreticisinin her bir ineğin hangi süt verme aşamasında olduğunu bilmesini sağlar. Süt üretimi, ineğin doğurmasından sütten kesilmesine doğru uzanan süre içinde değiştiğinden, kesime gönderilme kararı verilmeden önce hayvanın hangi süt verme aşamasında olduğunu bilmek önemlidir. Dananın doğum tarihinin bilinmesi, ineklerin döllendirilme ve sütten kesilme zamanlarının tayini açısından da önemlidir. Süt sağımının başlarında önerilen besleme miktarları, ineklerin süt verme dönemlerinin sonuna doğru göreceli olarak az süt ürettikleri döneme göre daha fazla olmalıdır. Bu nedenle, besleme ve sütten kesme zamanları hakkında karar verebilmek için süt verme aşamasının ve döllenme tarihinin bilinmesi gerekir.

Dölleri varolan en güçlü boğalardan alın ve akrabalar arası döllendirmeden kaçının. Genelde, cinsel açıdan aktif boğaların genel değerlendirmede en üst %20’sinin dölleri kullanılmalıdır. Suni döllendirme, ineğin kızgınlık zamanının tayinini, hayvanların kesinlikle gebe kalmalarını ve uygun biçimde üremelerini süt üreticisinin kontrolü altında olmasını sağladığı gibi, döllenme tarihi kesin olarak bilindiğinden yaklaşık doğurma tarihinin de tahmin edilmesine olanak verir. Doğurduktan sonra bir ineğin hamile olmadığı günlerin sayısı (açık günler), suni döllemenin başarı derecesinin göstergesidir. Tipik olarak, açık günlerin sayısının 85 ile 120 gün arasında olmasını tercih ederiz. İnekler uzun süre hamile olmadan kalırlarsa, süt verme süreleri uzar ve süt verme süresinin sonuna doğru süt verimi azalır. Bu inekler, istenilen zamanda hamile kalan ineklerden daha az verimlidir. Genetik açıdan benzerlik taşıyan (ebeveyn ve onların bir kuşak öncesi) inek ve boğaların eşleştirilmesinden doğan danaların süt verimi düşük olduğundan bu uygulamadan kaçınılmalıdır.

En yüksek verimli inekleri en iyi yemle, özellikle hayvan yemleri ile besleyin. Yüksek düzeyde süt üretimi için yüksek kaliteli yem gereklidir. Buğday samanının içeriği enerji ve protein açısından düşük olduğundan, özellikle yüksek düzeyde süt sağlayan ineklere verilmesi tavsiye edilmez. Yonca (alfalfa), arpa ve mısır, tam olgunlaştıkları zaman biçilmişlerse, süt inekleri için kusursuz yemlerdir. En iyi yemleri en yüksek verimli ineklere verip, daha az verimlileri, dışardan sağlanan danaları ve süt vermeyen inekleri daha düşük kaliteli yemlerle besleyin.

Otların ve yemlerin analizini yapın ve enerji ve protein açısından dengeli bir besin sağlayın. Bir yemin içindeki kuru madde (veya nem oranı), protein, selüloz ve enerji miktarlarını bilmeden, o yemin besleme değerini bilmek olanaksızdır. Bu durum, besin içeriği açısından, tahıllar, protein katkıları ve yan-ürün yemlerden daha fazla değişiklik gösterdiğinden, ot çeşitleri için özellikle önemlidir. Yem kalitesini belirlemek için peryodik testler yapılması, hangi yemlerin hangi hayvan grubuna vermek gerektiğinin tayini açısından önemlidir. Dengeli bir besin rejimi, bu analiz esasında belirlenmelidir. Yemdeki enerji ve protein katkı miktarları bu analizin sonuçlarına göre değiştirilebilir. Sabit bir 2:1 süt-konsantre oranı bütün koşullarda yeterli olmayabilir. Örneğin, ABD’de yüksek konsantrasyonlu tipik mısır silajı uygulamasında, silajdaki yüksek enerjiyi göz önünde bulundurarak, konsantre oranını 3:1 olarak kullanırız.

Yemi, ineğin üretimine göre düzenleyin. İneklerin tamamını aynı miktarda konsantre ile beslemek savurganlık olabilir. Bir ineğin süt üretimi azaldığında, onun takviye konsantrelere gereksinimi de azalır; buna karşın yüksek düzeyde süt veren bir ineğin gereksinimi daha fazladır. Bu nedenle, her ineğin süt üretim miktarı bilindiğinde, yüksek düzeyde süt verenler fazla besin maddesinini değerlendirmede daha verimli olduklarından, onların daha fazla beslenmesi mümkün olur.

Kuruda kalma zamanını 40 günden az, 80 günden fazla düzenlemeyin. Araştırmalar, sütten kesilme ve doğurma süresinin 40 günden az, 80 günden fazla olduğu koşullarda, takibeden süt verme süresinde süt miktarının azaldığını göstermiştir. Meme salgı bezlerinin dinlenmesi ve gelecek süt verme süresine hazırlanması için en az 40 gün gereklidir. Uzatılmış sütsüz dönemler (80 günden fazla) ineklerin şişmanlamasına ve gelecek süt verme döneminde verimlerinin azalmasına neden olur.

Sütü, temiz ve kuru memelerden sağın. Yüksek kaliteli süt üretiminde sağlık önlemlerinin alınmış olması önemli bir konudur. Yüksek miktarda bakteri içeren süt, işlem sırasında sorunlar çıkarır ve ürünün kalitesi azalır. İnekler, meme enfeksiyonundan (mastitis) korunmalı ve sağılan sütün bulaşıcı özellikler taşımaması için, meme uçları süt sağma sırasında temiz ve kuru olmalıdır.

İlk kez süt veren inekler 30 aydan daha yaşlı olmamalıdır. Dışardan sağlanan hayvanların 30 aylık olduktan sonra daha ileri bir tarihte doğurmaları, süt elde edebilmek için gereğinden uzun bir süre beslenmelerine neden olur. Bu, pahalı bir yöntemdir. Daha yaşlı ineklerde beslenmede rekabet edecek kadar iri olan iki yaşındaki danaların doğurmaları mümkün olduğu gibi, tercih edilmelidir. Hemen hemen her zaman, ineklerin 30 aylık olmadan doğurmaları istenilen bir durumdur.

İlk kez süt veren ineklerin beslenmede daha yaşlı ineklerle rekabet edebilecek irilikte olmaları ve üretim zirvesine eriştiklerinde yaşlı ineklerin %70’i oranında süt vermeleri gerekir. Süt veriminde bu zirveye erişilmesi, genellikle ineğin sağılmaya başlanmasından sonra 2nci veya 3üncü aylarda gerçekleşir. Daha yaşlı inekler zirvede günde 50 kg süt verirlerse, ilk kez doğuran danaların üretim zirvesine eriştiklerinde verdikleri süt 35 kg’dan az olmamalıdır. Daha yaşlı ineklerle ilk kez doğuran danaların süt verimlerinde önemli bir fark varsa, bu, danaların beslenmede yaşlılarla rekabet edecek irilikte olmadıklarını veya genetik kalitelerinin yaşlılardan daha düşük düzeyde olduklarını gösterir.

Hangi ineklerin en yüksek kâr sağladıklarını saptamak için, ot çeşitlerin fiyatını da katarak, gelire karşı yem maliyetini karşılaştırın. Hangi ineklerin en yüksek kârı sağladığını bilmek önemlidir. Bunu öğrenmek için gelire karşı yem maliyetini hesaplayın. Bu hesabı yapabilmek için her ineğin süt üretimini ve yem maliyetini bilmeniz gerekir. Örneğin:

İNEK 1 İNEK 2 İNEK 3
GELİR
Süt (kg/gün)
Süt fiyatı ($/kg)
Gelir ($/inek/gün)
10
.33
3.30
20
.33
6.60
30
.33
9.90

YEM MASRAFI
Konsantre (200 $/Ton veya 0,20 $/kg) 5 kg 10 kg 15 kg
Konsantre Maliyeti 1.00 2.00 3.00

Yonca (Alfalfa)
(150 $/Ton veya 0,15 $/kg) 5 kg 5 kg 5 kg
Yonca Maliyeti .75 .75 .75

Mısır Silajı
(30 $/MT veya .03 $/kg) 20 kg 20 kg 20 kg
Mısır Silajı Maliyeti 60 60 60

Toplam Yem Maliyeti
($/inek/gün) 2.35 3.35 4.35

GELİR/YEM MALİYETİ .95 3.25 5.55

Bütün sürüler veya sürüdeki bütün inekler iyi beslenmeye veya yemlere derhal tepki göstermez. Hasta ineklerin, gıdaya, kendini iyi hisseden ve bol yem yiyen inekler kadar çabuk reaksiyon göstermeleri beklenmemelidir. Asidoz veya yüksek asitli işkembe, toynak enfeksiyonu (laminitis) veya topal inekler ve vücut ısınının yükselmesine neden olan meme enfeksiyonu (mastitis) hastalığı bulunan inekler yemdeki değişikliklere olumsuz reaksiyon gösterirler. İnekleri aşırı miktarda nişasta veya hububatla beslemek asidoz’a neden olduğundan yenilen yem miktarında iniş-çıkışlara veya azalmalara neden olur. Yemdeki fazla nişasta ineklerin ayaklarında ağrılara da neden olduğundan, onların yem oluğunda çevredeki diğer ineklerle yeterince rekabet edememeleriyle sonuçlanır. Fazla mısır silajı beslemesi de, tanelerin işlenmesi, kesme uzunlukları ve selüloz içeriği iyi ayarlanmadığında, hem asidoz’a , hem de ineklerin topallamasına neden olur. İneklerin topallamasının yemden başka nedenleri de olduğundan, beslenme hatasını topallıkta aramadan önce bu konuların incelenmesi gerekir.

Yemdeki değişikliklerin yarattığı tepkilerin süt üretimine yansımasında ineğin gövde koşulları da etkili olur. Aşırı zayıf inekler (Virginia Tech Üniversitesi Gövde Koşulları Değerlendirme Cetveline göre 2.0 veya daha aşağı) yemlerden aldıkları artan enerjiyi gövdelerinde muhafaza ederler. Diğer taraftan, aşırı şişman inekler (4.0 veya daha fazla) daha zayıflar (2.5 – 3.5) kadar yemezler ve muhtemelen yem değişikliklerine onlar kadar tepki göstermezler. Bu açıklananların bazıları yeterince kanıtlanmamış olmakla birlikte, arazide yapılan anlamlı gözlemlere dayanmaktadır. Buna karşın, ilk doğuran danaların besin iyileştirmelerine karşı gösterdikleri tepkinin, daha yaşlı ineklerle kıyaslandığında, azaldığı kesinlikle kanıtlanmıştır. Journal of Dairy Sciences dergisindeki pek çok beslenme araştırması, daha iyi beslenmesinin yaşlı ineklerin performansını yükseltirken, ilk kez doğruran danalarda bir ilerlemeye neden olmadığını göstermektedir. Buradan anlaşılan, danaların besinin gövdelerinde kullanılmasındaki önceliği büyümeye verdikleridir. Bundan da, boyları küçük danaların iyileştirilmiş besine tepkilerinin, iyi gelişmiş danalara göre daha yavaş olacağı sonucunu çıkarabiliriz.

Bir ineğin veya sürünün içinde bulunduğu süt verme aşaması, besindeki değişikliklere gösterdikleri tepkiler üzerinde etkili olabilir. Erken ve bol süt veren ineklerin besindeki değişikliklere olumlu tepkisi, geç ve göreceli olarak az süt veren ineklere göre daha güçlüdür. Erken süt veren ineklerin besinleri meme salgı bezlerine daha fazla yönlendirme ve yemleri daha verimli biçimde kullanma yeteneği bulunmaktadır. Ayrıca, geç süt veren inek sayısının çok olduğu bir sürüde besin değişikliklerine gösterilen olumlu tepkinin, sağılmada verimlilik bakımından ilk üçte bire dahil inekler düzeyinde olması beklenmemelidir. DHI raporlarındaki ineklerin süt verdiği günlerin sayısından anlaşılacağı gibi, Virginia’daki sürülerin süt veriminde aydan aya önemli farklar gözlenmektedir.

Süt Alınan Günler
Aralık 1999 176
Ocak 1999 179
Şubat 187
Mart 193
Nisan 201
Mayıs 206
Haziran 206
Temmuz 199
Ağustos 191
Eylül 183
Ekim 180
Kasım 176
Aralık 176

Sonbahar ve kış aylarında (Eylül-Şubat) sürüye katılan yeni ineklerin sayısı artmakta ve ilkbahar ve yaz aylarında (Mayıs-Ağustos) azalmaktadır. Bu nedenle besin değişiklikliğine en iyi olumlu tepki serin mevsimlere, en az olumlu tepki sıcak mevsimlere rastlamaktadır. Yenilen yem açısından da, inekler sıcak aylarla karşılaştırıldığında serin aylarda daha çok yem aldıklarından, anlamlı bulunmaktadır. Durumu özetlersek, yem değişikliklerine en iyi ve en kötü tepkinin aşağıdaki listede görülen biçimde geliştiğini görmekteyiz.

En iyi tepki En kötü tepki

Orta sıcaklıklarda Aşırı sıcak ve soğukta
Sağlıklı inekler Vücut sıcaklığı yüksek inekler
Gövde Ağırlık Cetveli (GAC) 2.5-3.5 GAC <2.5 veya >4.0
Süt alınan günler < 180 Süt alınan günler > 200
Süt veriminin ilk üçte biri Süt veriminin son üçte biri
Yetişkin inekler İlk kez süt veren danalar
İlk kez süt veren iri danalar İlk kez süt veren küçük boylu danalar

Bir yeme gösterilen tepkinin belirlenmesinde tüketilen yem miktarı önemli bir göstergedir. Bir yem karışımının formülasyonu yüksek düzeyde süt üretimi için hazırlanabilir, fakat, üretim hedeflerinin karşılanması için ineklerin yem karışımını istenilen miktarda yemesi gerekir. Ocak ayı için yayınlanan son DHI raporu Virginia’daki bir sürüdeki ortalama ineğin süt verme süresi içinde 9.000 kg, yani, günde 31 kg süt sağladığını bildirmektedir. Bu yüksek üretim miktarının, ineklerin kg biriminde daha çok yem tüketimine gereksinimleri olacağı sonucunu vermesi açıkça ortadadır. Aşağıda, %3.5 yağ içerikli süt üreten 590 kg ağırlığındaki bir ineğin, NCR 1989’a göre, yemindeki protein ve enerjiyle desteklenen sütünün protein ve enerji değerleri verilmektedir. Yem porsiyonu, %17 protein ve beslenmenin tümündeki kuru madde dahil, 1.69 Mcal (Megakalori) net enerji içermektedir. Ayrıca, yemdeki protein ve enerjiyle desteklenmiş süt miktarının neden olduğu farklar göz önünde tutulmaktadır. Bu husus, sadece yemdeki besinlerin konsantrasyonunun değil, fiilen tüketilen besin miktarının önemini vurgulamaktadır. Fiili tüketim, daha yüksek düzeyde süt üretimi sağlamada en önemli unsurdur.

Kuru Madde Tüketimi (kg) Protein
(kg) Süt
(kg) Enerji (Megakalori) Süt
(kg)
16 2,72 27 27,0 25
18 3,06 32 30,4 31
20 3,40 36 33,8 37
22 3,74 41 37,2 42

Esas olarak, yemdeki kuru madde miktarı 2 kg’lık kademelerle artırıldığında, protein ve enerjiyle desteklenmiş sütün düzeyi yaklaşık 5 kg’a yükselir. Enerjinin desteği proteininkinden biraz daha güçlüdür. Bu, yem tüketiminin azamiye çıkarılmasının önemini vurgular.

Kuru dönemden sonra süt vermeye başlama sırasında, inekler bir geçiş dönemi geçirir. Bu aşamada, besleme miktarı arttırılmalıdır. Hoard’s Dairyman Supplement dergisinde 25 Eylül 1999’da yayımlanan “Yüksek Verimli Sürülerin Beslenmesi” başlıklı bir makalede, kuru madde besininin gövde ağırlığına oranı (%) olarak aşağıdaki hedefler belirlenmiştir.

Sütsüz sürenin bitiş dönemi (son 21 gün) …………… Gövde ağırlığına göre %2.0
7 inci Gün ………………………………………….. ………………………………………….. . %2.5
14 üncü Gün ………………………………………….. ……………………………………….. %2.9
21 inci Gün……………………………………….. ………………………………………….. … %3.4

Süt ineklerinin kuru maddeyle beslenmesi, kısmen üretilen süt miktarıyla, yani, metabolik gereksinimle kontrol edilir. Süt vermeye başlamanın ilk döneminde, beslenme hızı, süt üretiminin gerisinde kalır ve en yüksek beslenme miktarı en yüksek süt verimini 3-4 hafta gecikmeyle takibeder. BST kullanıldığında, önce süt üretiminin arttığı, beslenme artışının sonradan geldiği bilinen bir husustur. Bu gözlemler, genellikle beslenmeyi kontrol eden metabolik olaylardan kaynaklanır. Beslenmeyi kontrol eden veya sınırlayan diğer bir faktör, benim “çevresel” olarak tanımladığım olaylardır. Bunlar arasında, daha önce değindiğimiz sıcak iklim koşulları vardır. Diğerleri arasında, sunulan yemin miktarı, yemin tadı ve ineğin rahat konumda olması sayılabilir. Bunlandan herhangi biri ineğin verimliliğini kısıtlayabilir.

Yemdeki besin dengesi, ineklerin verimli olmaları için önemlidir. ABD’de süt veren veya vermeyen ineklerin besin gereksinimleri kuru olmak koşuluyla aşağıda verilmiştir.

Uzun süre süt vermeyen inek Sütten yeni kesilmiş inek Süt verme süresinin başlangıcı Süt verme süresinin orta-geç dönemi
Kaba protein (%) 12-13 14-15 17-19 15-17
İşkembede parçalanmadan geçen protein içinde kaba protein (%)

25-30

30-35

36-40

32-36
Net enerji (Mcal/kg) 1.28 1.54 1.72 1.65
Asit deterjan selüloz(%) 28-32 22-26 19-21 32-36
Nötr deterjan selüloz(%) 38-42 30-34 28-32 32-36
Lifsiz karbohidratlar (%) 32-34 34-36 37-40 34-37
Yağ (%) 2-3 2-3 3-7 3-6

Gereksinimleri ifade etmenin başka bir yolu gereken toplam miktarı belirtmektir. Aşağıda, değişken düzeylerde süt üreten 400, 600 ve 800 kg ağırlıkta ineklerin kuru madde beslenmesi, işkembede parçalanmadan geçen proteinler (RUP), işkembede parçalanan proteinler (RDP) ve kaba proteinlerin tablosunu bulacaksınız.

Gövde ağırlığı 400 kg
Kg süt/inek/gün 7 13 20 26
Kuru madde beslenmesi (kg/gün)
10
12
14
16
RUP (kg/gün) ,46 ,64 ,82 ,94
RDP (kg/gün) ,81 1,08 1,38 2,59
Kaba protein (kg/gün) 1,27 1,70 2,20 2,59

Gövde ağırlığı 600 kg
Kg süt/inek/gün 10 20 30 40
Kuru madde beslenmesi (kg/gün)
13
17
21
24
RUP (kg/gün) ,57 ,88 1,20 1,42
RDP (kg/gün) 1,01 1,48 2,02 2,47
Kaba protein (kg/gün) 1,58 2,36 3,22 3,89

Gövde ağırlığı 800 kg
Kg süt/inek/gün 13 27 40 53
Kuru madde beslenmesi (kg/gün)
17
21
26
31
RUP (kg/gün) ,74 1,08 1,50 1,84
RDP (kg/gün) 1,31 1,81 2,53 3,21
Kaba protein (kg/gün) 2,05 2,89 4,03 5,05

İşkembede terkibi bozulan proteinin işlevi işkembedeki bakterileri beslemek ve ineğin süt üretim düzeyini koruması için gerekli mikrobik protein sağlamaktır. Mikrobik protein mevcut en yüksek kaliteli protein olduğundan mümkün olduğunca çok üretilmelidir. İşkembede terkibi bozulmayan protein işkembeden değişikliğe uğramadan geçer ve bir kısmı ince barsakta sindirilir. Bu protein, üretilen mikrobik proteni takviye ettiği gibi, ineklerin yüksek düzeyde süt üretimi için gereklidir. Günde 20 kg’dan fazla süt üreten ineklerin diyetlerinde by-pass protein kaynağına gereksinimleri vardır. Soya fasulyesi ürünleri işkembede terkibi bozulur ve bozulmaz proteinler için iyi bir kaynak oluşturdukları gibi, yüksek düzeyde süt üreten inekler için enerji sağlarlar. Soya fasulyesi ürünlerine örnek olarak, yüksek proteinli soya fasulyesi hamuru (RUP ve RDP içerir), soya fasulyesi yağı (RDP, RUP ve enerji içir yağ içerir) ve soya fasulyesi kabuğu (sindirilen elyaf içerir). Yağ çıkarma yöntemi (solvent veya mekanik) RDP ile RUP arasındaki oranı değiştirir. Mekanik işlem ısı yaratağından RUP miktarını arttırarak by-pass malzemesi oranını yükseltir. Bazı durumlarda bu özellik faydalıdır

Devamını okuyun
10
Haziran
2010

Veteriner, latince “hayvan ile ilgili” demek olup, veteriner hekim ise evcil ve yabani hayvanların hastalıklarının teşhis ve tedavileri, ıslahıyla uğraşan; çiftlikten sofraya gıda güvenliğinin kilit noktasında görev alan; hayvansal gıdaların antemortem ve post mortem muayenelerini yapan; hayvasal kökenli her türlü gıda ve gıdaya katkı olarak kullanılan maddeleri için sağlık raporu düzenleyen, kimseye verilen isim. Her türlü hayvan hastalıklarının teşhis ve tedavileri, hayvanların üreme ve ıslahlarıyla gıda kontrol hizmetleri, zoonoz hastalıkların (hayvanlardan insanlara, insanlardan hayvanlara bulaşan) önlenmesiyle uğraşan mesleğe veteriner hekimlik denir. Veteriner hekimlik mesleği dünyada en eski tarihe sahip mesleklerinden birisidir. Hayvanların evcilleştirilerek insanlara faydalı olmaya başlamasıyla birlikte veteriner hekimlik mesleği de ortaya çıkmaya başlamıştır.

Hayvanların ehlileştirilmesiyle insanların beslenme işi daha düzenli hale gelmiş, bunların et, süt, yumurta, yün gibi verimlerinin daha fazla arttırılarak en yüksek verim elde etme yolları araştırılmaya başlanmıştır.

Tarihçe

Yüksek verim elde etme araştırmalarıyla birlikte hayvanların verimlerinin düşmesine veya ölümlerine sebep olan hastalıkların teşhis ve tedavi yolları da araştırılmıştır. Bunlarla ilgili araştırmaların milattan önceki yüzyıllarda Türklerde, Hindistan’da, Eski Çin’de, Mısır’da ve İran’da yapıldığı arkeolojik kazılarda çıkan tarihi eser ve papirüslerden anlaşılmaktadır.

Daha sonraki yüzyıllarda da gelişmeler devam etmiş, İslamiyetin dünyaya yayılmasıyla birlikte diğer ilim dallarında olduğu gibi, veteriner hekimlik mesleği de gelişme göstermiştir. Yunancadan tercümeler yapılmış, eski bilgilerden faydalanarak Müslüman baytarlar yeni yeni teşhis ve tedavi usulleri geliştirmişlerdir. Bunların sonucu olarak at, koyun, keçi, sığır, deve gibi hayvanların hastalıklarının nasıl teşhis ve tedavi edileceğini anlatan binlerce kitap yazılmıştır. Misal olarak 9. yüzyılda yaşamış olan İbn-i Ahi Hizam’ın Kitab al-Hayl val-Baytara isimli 30 bablık eserinde at, katır, deve, sığır ve koyunların hastalıkları ve ilaçları hakkında günümüzde dahi geçerli olan bilgiler vardır.

Avrupa’da ise bu meslek İslam baytarlarının kitaplarının tercümesiyle gelişmeye başlamıştır. Mikroskobun keşfiyle de hastalık sebeplerinin teşhis ve tedavisi daha kolay hale gelmiştir.

Osmanlılarda babadan oğula geçme baytarlık yanında ilmi öğretim düzenine bağlı ilk veteriner okulu İstanbul’da Harbiye Mektebinde Baytar Sınıfı adıyla özel dershane olarak kuruldu (1842). Sultan Abdülmecid Han devrinde tıbbiyeye bağlandı. 1909′da Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşanın gayretiyle Selimiye’deki İtfaiye Kışlasına taşındı. Veteriner Teşkilatı daha sonra Nafia Nezaretine alınarak Ziraat, Orman ve Maadin Nezaretine bağlandı. Avrupa’ya öğrenci gönderildi. Salgın hayvan hastalıkları ile mücadele için gereken aşı ve serumları hazırlamak üzere bakteriyoloji ve hayvanlardan yüksek verim elde etmek için zooteknik kurumları açıldı. Bakteriyoloji kurumu daha sonra beşeri ve baytari bakteriyolojihane olarak iki kısma ayrıldı. Pendik’te 1913′te bir bakteriyolojihane kuruldu. Burada ülke hayvanlarının salgın hastalıkları için üretilen aşı ve serumlar yeterli olmadığından yeni bakteriyoloji kurumları faaliyete geçti. Ankara-Etlik’te bir bakteriyoloji ve seroloji kurumu kuruldu. Cumhuriyet döneminde kurulanlarla birlikte bugün 8 adet veteriner kontrol ve araştırma enstitüsü ile Kayseri, Denizli, Antalya, Diyarbakır, Adana, Bursa, Konya, Samsun, Elazığ, İzmir’de hastalık teşhis ve gıda tahlil laboratuvarları açıldı. Osmanlı Devleti döneminde hayvan ırklarını ıslah etmek amacıyla Eskişehir (Çifteler), Malatya (Sultansuyu), Adana (Çukurova), Kurtuluş Savaşından sonra Bursa (Karacabey), Samsun (Karaköy’de) haralar, Bandırma ve Ereğli’de merinos ırkı yetiştirme çiftlikleri, Tekirdağ (Muradlı), Tokat (Kazova), Antalya (Boztepe), Çanakkale (Kumkale’de) inek ıslah kurumları açıldı. Ayrıca Ankara’da Lalahan Zooteknik Araştırma Enstitüsü, Bursa Merinos Yapağı Muayene Laboratuvarı Türkiye’deki veteriner kurumlarının mühim bölümlerindendir. 1937 tarihli ve 3203 sayılı Ziraat Vekaleti Vazife ve Teşkilat Kanunu ile baytar terimi yerine veteriner terimi kullanılmaya başlanmıştır.

Eğitim

Veteriner Fakültesi, Türkiye’de ilk defa 1889 tarihinde yüksek okul olarak Halkalı’da kurulmuştur. Öğretim süresi 4 yıldı. Önceleri ilk iki yılı sivil tıbbiye talebeleriyle son iki yılı ise Halkalı’da yatılı olarak geçiren veteriner talebeleri daha sonra Kadırga’da bir konak satın alınarak bir araya toplanmışlardır. Burası da kafi gelmeyince Tunuslu Hayreddin Paşanın Sultanahmed’deki konağında Mülkiye Baytar Mektebi alisi olarak 1921′e kadar öğretim yapılmıştır. Okul 1921′de yanınca, Selimiye’deki Askeri Baytar Mektebine taşındı ve Yüksek Baytar Mektebi adını aldı. 1933′te burası da kapatıldı. Cumhuriyetin 10. yıldönümü günü Veteriner Fakültesi adıyla Ankara’da öğretime başladı. 1939′da öğretim süresi 5 yıla çıkarıldı. 7 Temmuz 1948′de Ankara Üniversitesine bağlandı.

5 yıllık üniversite eğitimi ile Veteriner Hekimliği temel bilimleri bölümü, Hastalıklar ve Klinikler Bilimler Bölümü, Zootekni ve Hayvan besleme bölümleri bulunur.

Veteriner Hekimliği temel bilimleri bölümünde
Anatomi, Histoloji, Embriyoloji, Fizyoloji, Biyokimya dersleri.

Hastalıklar ve Klinikler Bilimler Bölümünde
Mikrobiyoloji, Parazitoloji, Patoloji, Farmakoloji ve Toksikoloji, İç Hastalıklar, Cerrahi, Doğum ve Jinekoloji, Döllenme ve Suni Tohumlama, Besin Hijyeni ve Teknolojisi dersleri.

Zootekni ve Hayvan Besleme Bölümünde
Zootekni, Hayvan Besleme ve Besleme Hastalıkları dersleri okutulur.

Mezun olanlar Veteriner Hekim unvanı ile resmi ve özel kuruluşlarda ya da kliniklerde çalışabilirler.

Veteriner Hekimler Birliği

Türkiye’de hayvancılığın gelişmesi için çalışmalar yapmak paraziter ve salgın hayvan hastalıklarıyla mücadele etmek ve bu konuda Tarım Bakanlığına yardımcı olmak üzere 1954 yılında özel kanunla kurulmuştur. Tüzel kişiliğe sahiptir. Kamu kuruluşu niteliğinde meslek kurumudur.

Türkiye’de veteriner hekimin görevleri arasında; hayvan sağlığı yanısıra doğrudan insan sağlığı vardır. Veteriner hekimler, hayvan hastalıkları konularında ihtisas yaparak mütehassıs oldukları gibi halen tıp fakültelerinde mikrobiyoloji ve bakteriyoloji ihtisası yapma imkânına da sahiptir. Böylece doğrudan insan sağlığıyla ilgili konulara da girmişlerdir. Hayvan sağlığının korunması insanların zoonoz (hayvandan insana bulaşan) hastalıklardan korunması, hayvanların verimlerini yükseltmek gayesiyle ıslah edilmeleri, hayvani ürünlerin (et, süt, yumurta, peynir, yoğurt vs.) ve yemlerin muayene ve kalite kontrollerinin yapılması veteriner hekimin görevleri arasındadı.

Devamını okuyun

Helal gıda konusunda dünyaya öncülük yapan Malezya, Türkiye’de ‘Dünya Helal Gıda Forumu’ düzenledi.

1 Kasım 2007′de İstanbul Crowne Plaza Otel’de gerçekleştirilen forumda helal gıda sanayiinin gelişimi masaya yatırıldı. Toplantının konu başlıkları ise şöyle idi; Helal standartları ve uygulanışı, helal hayvan kesimi ve uygulanışı, uluslararası ticarette helal sertifikasının önemi, helal sertifikasının gelişimi, tüketiciler açısından helal etiketinin önemi ve helal endüstrisinin gelişimi.

Malezya’dan 4 uzmanın konuşmacı olarak katıldığı toplantıya, Diyanet İşleri, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Sanayi Bakanlığı, Türk Standartları Enstitüsü, VEFADER davet edildi. Gıda sektöründe yer alan firmalar da zirveye katıldı. Forum, Malezya dışında geçen yıl Brunei, Thailand, Melbourne ve Dubai’de de düzenlenmişti. Dünyada hızla gelişen helal gıda pazarına Müslüman olmayan ülkeler de ilgi gösteriyor. Helal standardının kapsamına giren gıda ve diğer ürünler dünya genelinde 2.1 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştı. Helal gıda standardı, sadece gıda ürünlerini değil; İslam dininin öngördüğü usullere uygun hazırlanması gereken gıdaların ve gıda servisinin yapıldığı yerlerin sahip olması gereken özellikleri, ayrıca paketleme, taşıma, markalama, lojistik, seyahat, otelcilik gibi hizmetler ile, eczacılık, kozmetik, tıbbî cihazlar ve diğer sağlık ürünlerine ilişkin özellikleri kapsıyor.

Forumda, Vefader Başkan Yardımcısı Hakan Farımaz ve Vefader Bilim Kurulu Üyesi ve Gıda Komitesi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Alişarlı birer konuşma yaptı. Hakan Farımaz, yaptığı konuşmada; gıda konusunda veteriner hekimlerin vazgeçilmezliğinden ve çeşitli kesimlerin bu konuya bakışından, mezbahalar müdürlüğü yapmış birisi olarak Musevi camianın koşer belgesine verdiği önem ve mezbahada bu konuyla ilgili yapılan uygulamalara değindi. Mustafa Alişarlı ise HACCP’de olduğu gibi CCP uygulamalarının ne derece olabileceğini irdeleyen bir konuşma yaptı.

Devamını okuyun

Helal ve Sağlıklı Gıda Platformu ile, Üsküdar Belediyesi, VEFADER, Çamlıca Çevre Ahlak ve Kültür Derneği’nce; Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde 21 Mart 2010 Pazar günü saat 10’da “Helal ve Sağlıklı Beslenme Paneli” gerçekleştirilecektir.

VEFADER Başkanı Veteriner Hekim Erhan BAĞ ve VEFADER Yönetim Kurulu Üyesi Veteriner Hekim Muhammet EFE’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilecek panelde katılımcı listesi ve sunum yapacakları konular aşağıdadır.

Helal Gıda
Prof. Dr. Orhan ÇEKER

Doğal Yaşam
Prof.Dr.Fahri BAYIROĞLU

Gıda Güvenliği
Prof. Dr. Mustafa ALİŞARLI

Beslenme Hastalıkları
Doç.Dr. Mustafa ÖZTÜRK

Sağlıklı Beslenme
Uzm. Diyetisyen Aydın KIRIŞ

Devamını okuyun